top of page

Koşulsuz Sevgi Gerçekten Var mı?

meleknarinc
17 Eyl
5 dakikada okunur

Koşulsuz Sevgi Gerçekten Var mı?

“Ben seni koşulsuz seviyorum.”

Ne kadar güzel bir cümle…

Peki gerçekten bir insan başka bir insanı hiçbir nedene, hiçbir bağa ve hiçbir koşula ihtiyaç duymadan sevebilir mi?

Belki söyleyeceğim şey ilk anda biraz şaşırtıcı gelecek:

Bence insanı gerçek anlamda koşulsuz seven yalnızca Allah’tır.

Anne babamızın, kardeşimizin, eşimizin, çocuklarımızın ve dostlarımızın sevgisi çok gerçek, çok güçlü ve çok kıymetli olabilir.

Ama insan sevgisinin bir bağı, bir nedeni ve bir ilişki zemini vardır.

Ve bu onu değersizleştirmez.

Çünkü burada çok önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor:

Koşullu sevgi, çıkarcı sevgi değildir.


Koşullu sevgi ne demektir?

“Koşullu” kelimesini duyduğumuzda çoğu zaman aklımıza şöyle bir ilişki geliyor:

“Sen bana bunu verirsen ben de seni severim.”

Oysa benim bahsettiğim koşul bu değil.

Koşullu sevgi, bir nedene ve bir bağa dayanan sevgi demektir.

Bir anne çocuğunu sever; çünkü o onun evladıdır.

Bir çocuk annesini sever; çünkü o onun annesidir.

Kardeşimizi kardeşimiz olduğu için severiz.

Eşimizi; onunla bir hayat kurduğumuz, bir bağ geliştirdiğimiz ve birbirimizi seçtiğimiz için severiz.

Dostlarımızı ise onlarla güven, yakınlık, paylaşım, anlayış ve ortaklık geliştirdiğimiz için severiz.

Yani insan sevgisinin arkasında çoğu zaman bir ilişki bağı vardır.

Bu bir çıkar değildir.

Bu, insan olmanın ve ilişki kurmanın doğal sonucudur.


“Ama bir anne çocuğunu koşulsuz sevmez mi?”

Belki en çok burada itiraz ediyoruz.

“Bir anne evladını ne yaparsa yapsın sevmez mi?”

Sevebilir.

Çocuğuna kızabilir ama onu sevmeye devam edebilir.

Yaptığı bir davranışı onaylamayabilir ama zor gününde yanında olabilir.

Hayal kırıklığı yaşayabilir ama kapısını yine açabilir.

Affedebilir. Kucaklayabilir. Destekleyebilir.

Fakat bütün bunların temelinde çok güçlü bir bağ vardır:

“O benim evladım.”

Başka bir insanın yaptığı davranışı affetmeyecekken evladını affedebilir. Başka biri için göstermeyeceği sabrı çocuğu için gösterebilir.

Çünkü aralarında anne-çocuk ya da baba-çocuk bağı vardır.

İşte benim “koşul” dediğim budur.

Buradaki koşul bir pazarlık değil, ilişkinin kendisidir.


Peki arkadaşlarımızı koşulsuz mu seviyoruz?

Bir arkadaşını düşün.

Onu neden seviyorsun?

Belki yanında kendin olabildiğin için…

Seni anladığı için…

Birlikte gülebildiğiniz için…

Zor gününde yanında olduğu için…

Ona güvendiğin için…

Birbirinizin değerlerine ve sınırlarına saygı gösterdiğiniz için…

Şimdi bütün bunların tersini düşün.

Sana sürekli hakaret eden, güvenini tekrar tekrar kıran, sınırlarını yok sayan, değer verdiğin şeyleri aşağılayan ve senin için kutsal olan şeylerle alay eden biriyle aynı yakınlıkta arkadaş kalabilir misin?

Muhtemelen hayır.

Belki ona kötülük istemezsin. Belki geçmişte yaşadıklarınız nedeniyle içinde hâlâ sevgi bile taşırsın.

Ama ilişkiniz değişir.

Çünkü arkadaşlığın da üzerinde durduğu bazı temeller vardır:

Güven. Saygı. Değer. Özen. Karşılıklılık.

Bunlar ortadan kalktığında yalnızca “Ben seni koşulsuz seviyorum.” demek ilişkiyi ayakta tutmaya yetmeyebilir.


Farklı olmak, arkadaş olamayacağımız anlamına gelmez

Arkadaş olmak için aynı düşünmek zorunda değiliz.

Aynı siyasi görüşe sahip olmak zorunda değiliz. Hayata aynı pencereden bakmak zorunda değiliz. Hatta farklı inançlara sahip iki insan da çok güzel dost olabilir.

Mesele aynı olmak değildir.

Mesele, farklı olduğumuz yerde birbirimize nasıl davrandığımızdır.

Ben senin inancını paylaşmayabilirim ama kutsalına hakaret etmeyebilirim.

Sen benim düşünceme katılmayabilirsin ama beni aşağılamayabilirsin.

Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan, farklılıklarımızın içinde birbirimize saygı gösterebiliriz.

İşte ilişkiyi mümkün kılan budur.

Çünkü farklılık arkadaşlığın düşmanı değildir.

Saygısızlık olabilir.


Her ilişkinin koşulları aynı değildir

Patronumuzla kurduğumuz ilişkiyle en yakın arkadaşımızla kurduğumuz ilişki aynı değildir.

Patronumuzun dünya görüşü, siyasi düşüncesi, yaşam tarzı veya inancı bizden farklı olabilir.

Ama karşılıklı saygı varsa, emeğimizin karşılığını hakkıyla alıyorsak ve sağlıklı bir çalışma ortamı varsa onunla gayet iyi bir iş ilişkisi sürdürebiliriz.

Her düşüncesini bilmek veya her konuda ortak noktada buluşmak zorunda değiliz.

Çünkü o ilişkinin zemini iş ilişkisidir.

Arkadaşlıkta ise daha fazla yakınlık vardır. Yakınlık arttıkça güven, saygı, paylaşım ve karşılıklılığın önemi de artar.

Bu yüzden her ilişkiden aynı şeyi beklemek doğru değildir.


Sevmek, her davranışı kabul etmek değildir

Belki de “koşulsuz sevgi” kavramında yaptığımız en büyük hatalardan biri budur.

Bir insanı sevmeyi, onun yaptığı her şeyi kabul etmek zannediyoruz.

Oysa sevgi:

“Sen bana ne yaparsan yap…”

“Bana nasıl davranırsan davran…”

“Sınırlarımı kaç kez aşarsan aş…”

“Ben yine aynı şekilde yanında olacağım.”

demek değildir.

Bir insanı sevebilir ve ona hayır diyebilirsin.

Sevebilir ve sınır koyabilirsin.

Sevebilir ve yaptığı davranışı yanlış bulabilirsin.

Sevebilir ve kendini koruyabilirsin.

Hatta bazen bir insanı hâlâ severken onunla arana mesafe koyabilirsin.

Çünkü çok önemli bir ayrım vardır:

Sevgi başka şeydir, ilişkinin sürdürülebilir olması başka şeydir.


Peki gerçek koşulsuz sevgi nerede?

Benim için cevabı burada:

İnsanı gerçek anlamda koşulsuz seven yalnızca Cenab-ı Allah’tır.

Çünkü Allah’ın kuluna olan rahmeti, bizim birbirimize duyduğumuz sevginin ölçüleriyle değerlendirilemez.

Bunun çok çarpıcı bir örneğini dünyaya baktığımızda görebiliriz.

Allah’a inanan da O’nun yarattığı dünyada yaşıyor, inanmayan da.

Allah’ı seven de rızıklanıyor, O’nu inkâr eden de.

Güneş yalnızca inananların üzerine doğmuyor.

Yağmur yalnızca Allah’ı sevenlerin toprağına yağmıyor.

Hava, su, beden, akıl, yaşam ve sayamayacağımız kadar çok nimet yalnızca iman eden insanlara verilmiyor.

Allah, kendisine inanmayan insanın bile o anda rızkını kesmiyor. Ona hayat vermeye, mühlet tanımaya ve dünya nimetlerinden nasiplendirmeye devam ediyor.

Elbette bu, insanın yaptıklarının hiçbir karşılığı veya sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez.

Ama Allah’ın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu gösterir.

İnsan uzaklaşabilir.

Yanlış yapabilir.

Unutabilir.

İnkâr edebilir.

Ama hayatta olduğu müddetçe Allah’a yönelme ve O’na dönme kapısı açıktır.

İşte insan sevgisiyle Allah’ın rahmeti arasındaki farkı burada görebiliriz.


Güneş yalnızca inananların üzerine doğmuyor

Belki bu cümle üzerinde biraz durmak gerekiyor:

Güneş yalnızca inananların üzerine doğmuyor.

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren sayamayacağımız nimetlerin içindeyiz.

Nefes alıyoruz.

Kalbimiz atıyor.

Bir sabaha daha uyanıyoruz.

Su içiyoruz.

Toprak ürün veriyor.

Güneş doğuyor.

Bütün bunları her gün yaşarken çoğunun farkına bile varmıyoruz.

Belki de Allah’ın kuluna olan rahmetinin en büyük göstergelerinden biri, insanın Allah’ı unuttuğu zamanlarda bile Allah’ın nimetlerinin insanı kuşatmaya devam etmesidir.


Allah insana uzak değildir

Kur’an’da Kaf Suresi 16. ayette şöyle buyrulur:

“Biz ona şah damarından daha yakınız.”

Ne kadar güçlü bir ifade…

İnsan bazen kendisini Allah’tan çok uzak hissedebilir.

Bazen yanlışlarının içinde kaybolabilir.

Bazen dönmeye yüzü olmadığını bile düşünebilir.

Ama Allah’ın yakınlığı, bizim insanlar arasındaki yakınlığımıza benzemez.

İşte belki de koşulsuz sevgiyi konuşurken asıl ayrımı burada yapmalıyız.


İnsanlardan Allah’a ait olanı mı bekliyoruz?

Belki ilişkilerimizde yaşadığımız bazı büyük hayal kırıklıklarının altında tam olarak bu beklenti yatıyor.

İnsandan, Allah’a ait olan bir sevgiyi bekliyoruz.

Eşimizin bizi her şartta anlamasını istiyoruz.

Arkadaşımızın ne yaparsak yapalım aynı yerde kalmasını bekliyoruz.

Anne babamızın hiçbir zaman kırılmamasını istiyoruz.

Sevdiğimiz insanın bizi her hâlimizle, her davranışımızla ve hiçbir sınır olmadan kabul etmesini bekliyoruz.

Sonra bunu yapamadığında:

“Demek ki beni gerçekten sevmiyor.”

diyoruz.

Oysa belki problem sevgisizlik değildir.

Beklentimizin insani sınırların üzerinde olmasıdır.


İnsan sevgisinin sınırları olması onu değersizleştirmez

İnsan yorulur.

Kırılır.

Hayal kırıklığı yaşar.

Bazen anlayamaz.

Bazen anlaşılmak ister.

Bazen sınır koyar.

Ve bütün bunlara rağmen çok derinden sevebilir.

Belki de ilişkilerimizi güzelleştirecek şey, insanlardan koşulsuz sevgi beklemek yerine insan sevgisinin hangi sağlıklı temeller üzerinde durduğunu fark etmektir:

Güven. Saygı. Merhamet. Sadakat. Özen. Karşılıklılık.

Bunlar sevgiyi küçültmez.

Tam tersine, sevgiyi yaşanabilir hâle getirir.

Çünkü koşullu olmak, çıkarcı olmak değildir.

Bir sevginin nedeni ve bağı olması, onun sahte olduğu anlamına gelmez.

Belki de insan ilişkilerindeki en büyük rahatlamalardan biri şunu fark ettiğimizde gelir:

Koşulsuz olanı Allah’ta aramak; insandan ise insan olabileceği kadarını beklemek.

İnsan sevgisi sınırlı olabilir.

Ama yine de çok gerçek, çok kıymetli ve çok derin olabilir.

Ve bizi gerçek anlamda koşulsuz kuşatan sevginin nerede olduğunu bildiğimizde, insanlardan taşıyamayacakları bir sevgiyi istemekten de vazgeçebiliriz.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page