top of page

Kişisel Sınırlar: Kendine Saygının Başladığı Yer

meleknarinc
1 Eyl
2 dakikada okunur

Kişisel sınırlar denildiğinde çoğu insanın aklına mesafe koymak, “hayır” demek ya da kendini başkalarından korumak geliyor. Oysa benim için sınırlar bundan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Sınırlarımız, toplum içinde var olmayı, görünür olmayı ve kendimiz olarak kabul görmeyi öğrendiğimiz yerdir.

Çünkü insan, kendi sınırlarını fark ettiğinde aslında “Ben ne istiyorum, ne istemiyorum? Neye izin veriyorum? Ne bana iyi geliyor?” sorularının da cevabını vermeye başlar. Ve bunların cevabını verebilmek için önce kendini tanımak gerekir.

Neden sınır koymakta zorlanıyoruz?

Sınır koymakta yaşadığımız güçlüğün kökleri çoğu zaman çocukluğumuza kadar uzanır.

Bir çocuk, sevginin koşulsuz olduğunu deneyimleyememişse; kendi düşünceleri, duyguları ve sınırları yeterince gözetilmemişse zamanla kabul görmekle uyum göstermek arasında yanlış bir bağ kurabilir.

“Hayır dersem sevilmem.” “İtiraz edersem bencil olurum.” “Fikrimi söylersem saygısızlık yapmış olurum.”

Özellikle saygının karşılıklı bir değer olarak değil, itaat etmek olarak öğretildiği ailelerde çocuk sağlıklı sınırın ne olduğunu öğrenmekte zorlanabilir.

Oysa bilmediğimiz bir şeyi hayatımıza yerleştirmemiz de kolay değildir.

Çocuk sınırı önce anne ve babasının ilişkisinde görür. Daha sonra ebeveynlerinin kendisine nasıl davrandığını deneyimleyerek öğrenir. Eğer sürekli yetişkinlerin isteklerine uyum sağlaması beklenmiş, kendi istekleri ve fikirleri görülmemişse yetişkin olduğunda da başkalarının ihtiyaçlarını kendisininkilerin önüne koyabilir.

Sınır koymak bencillik değildir

Belki de en sık karıştırılan nokta burası.

Sınır koymak, insanın hem kendisine duyduğu sevgiyi hem de karşısındaki insana duyduğu saygıyı gösterir.

Bencillikte ise yalnızca kendi isteğini merkeze koymak vardır. Sağlıklı bir sınırda ise hem “ben” hem de “sen” vardır.

Ben senin istemediğin bir şeyi yapmamaya özen gösterirken, kendi istemediklerimi de ifade edebilirim. Senin hassasiyetlerine saygı duyarken, benim hassasiyetlerimin de görülmesini bekleyebilirim.

Bu karşılıklı olduğunda ilişki gerçek anlamda sağlıklı bir zemine oturur.

Bir arkadaşım bir gün şöyle bir şey söylemişti: “Ben insanların hassasiyetlerine çok dikkat ediyorum. Yapmamı istemedikleri şeyleri yapmıyorum. Ama aynı insanlar benim istemediğim şeyleri bana yapabiliyor. Neden?”

Bu soru aslında sınırlar konusunda çok önemli bir yere dokunuyor.

Başkalarının sınırlarına saygı göstermek kadar kendi sınırlarımızı fark etmek, ifade etmek ve korumak da bizim sorumluluğumuzdur. Karşımızdaki insanın bizim ne istediğimizi, ne istemediğimizi her zaman kendiliğinden anlamasını bekleyemeyiz.

“Ben de buradayım” diyebilmek

Sınır koymak insanları hayatımızdan çıkarmak, sevgimizi azaltmak ya da ilişkilerimizde duvarlar örmek değildir.

Tam tersine, sağlıklı sınırlar iki insanın birbirinin alanını yok etmeden yakınlaşabilmesini sağlar.

Belki de kişisel sınırların bize öğrettiği en temel cümle şudur:

“Seni görüyorum, sana saygı duyuyorum. Ama ben de buradayım.”

Kendimizi tanıdıkça neye ihtiyacımız olduğunu daha iyi fark ederiz. Neye “evet”, neye “hayır” dediğimiz netleşir. Ve zamanla başkaları tarafından görülmek için kendimizden vazgeçmek zorunda olmadığımızı öğreniriz.

Çünkü sağlıklı bir ilişkide sevgi, birinin diğerinin sınırlarını ortadan kaldırmasıyla değil; iki insanın birbirinin varlığına ve sınırlarına saygı göstermesiyle büyür.

Sevgilerimle

 
 
 

Yorumlar


bottom of page