Alma-Verme Dengesi Bölüm 2
Çok Veren Neden Bir Gün Tükenir?
İlk bölümde almak ve vermenin Allah’ın hayatın devamı için yarattığı bir denge olduğundan ve bu dengenin aslında önce insanın kendisiyle başladığından söz ettik.
Peki insan sürekli verir ama almayı bilmezse ne olur?
Bir süre sonra şu cümle ortaya çıkabilir:
“Ben herkes için bunu yapıyorum. Neden kimse benim için yapmıyor?”
Çok veren insanın kırgınlığı
Bu cümle çoğu zaman yıllardır biriken bir yorgunluğun habercisidir.
İnsan vermiştir, vermiştir, vermiştir...
Ama almayı öğrenmemiştir.
Zamanla kırgınlık başlar. Ardından öfke gelebilir.
“Ben bu kadar şey yaptım, neden benim için yapılmadı?”
Bu kırgınlık bazen çevresindeki insanlara, bazen kendisine, bazen de Yaradan’a yönelir.
Sonra kişi bu kez kendisini suçlamaya başlayabilir:
“Neden bunu yaptım?”
“Neden bu kadar verdim?”
“Keşke yapmasaydım.”
“Ben izin verdim.”
“Yine aynı şeyi yaptım.”
Böylece önce başkalarına kırılan insan, sonra kendisine kızmaya başlar.
Bu döngü uzadığında ciddi bir ruhsal yorgunluğa ve tükenmişliğe dönüşebilir.
Oysa belki sorulması gereken soru şudur:
İnsanlar bana vermedi mi, yoksa ben almaya ne kadar izin verdim?
Ve belki bundan da önce:
Ben kendime ne kadar veriyorum?
Herkese gösterdiğim anlayışı kendime gösterebiliyor muyum?
Herkesin ihtiyacına yetişirken kendi ihtiyacımı görebiliyor muyum?
Başkalarına verdiğim sevgiyi, zamanı, emeği ve şefkati kendimden esirgiyor muyum?
Sürekli alan için sorun ne zaman başlar?
Dengenin diğer tarafında ise almakta zorlanmayan fakat vermekte zorlanan insan vardır.
İlgi ister.
Sevgi bekler.
Emek talep eder.
Maddi veya manevi olarak karşısındakinden sürekli bir şeyler bekleyebilir.
Fakat sıra vermeye geldiğinde aynı açıklığı göstermez.
Çünkü o da vermeyi kaybetmek, eksilmek veya elindekinden olmak şeklinde öğrenmiş olabilir.
Bu durum ilişkilerde bencillik, cimrilik veya sürekli talep eden bir tutum olarak karşımıza çıkabilir.
Ve burada çok önemli bir nokta vardır:
Veren vermeye devam ettiği sürece, sürekli alan kişi çoğu zaman bir problem olduğunu düşünmez.
Problem, veren yorulduğunda görünür hâle gelir.
İlişkilerde alma-verme dengesi
Bu dengesizlik eşler arasında, arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde, iş hayatında ve anne-baba ile çocuk arasında görülebilir.
Bir taraf sürekli veriyor, diğer taraf sürekli alıyorsa ilişki bir süre devam edebilir.
Ama bu, ilişkinin dengede olduğu anlamına gelmez.
Çünkü sürekli veren taraf bir gün tükenebilir.
Ben “fedakârlık” kelimesine de burada başka bir açıdan bakmayı önemsiyorum:
Bir yerde sürekli feda eden varsa, başka bir yerde sürekli kâr eden oluşabilir.
Feda eden bir gün tükendiğinde veya artık feda etmekten vazgeçtiğinde, sürekli alan tarafın alıştığı düzen de bozulur.
Ve yıllardır görünmeyen dengesizlik o zaman görünür hâle gelir.
Çocuklarımıza hangi dengeyi öğretiyoruz?
Alma-verme dengesi ebeveynlikte daha da önemlidir.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, nasıl yaşadığımızı da öğrenirler.
Sürekli veren bir ebeveynseniz çocuğunuz sizi kopyalayabilir.
O da büyüdüğünde sürekli veren biri olabilir ve kendisine sürekli alan insanlar bulabilir.
Ya da tam tersi gerçekleşebilir.
Çocuk sürekli sizden almaya alışır fakat vermeyi öğrenmez. Böylece ilişkilerinde sürekli talep eden ve karşısındakinden bekleyen bir yetişkine dönüşebilir.
Çocuk aynı zamanda sizin kendinize nasıl davrandığınızı da görür.
Herkese yetişip kendinizi ihmal ediyorsanız...
Herkese şefkat gösterip kendinize acımasız davranıyorsanız...
Herkesin ihtiyacını görüp kendi ihtiyacınızı yok sayıyorsanız...
Çocuğunuz bunları da öğrenebilir.
Bu nedenle çocuğumuza yalnızca cömert olmayı öğretmek yetmez.
Almayı da vermeyi de ve her ikisini dengede tutmayı öğretmemiz gerekir.
Almak sadece para değildir
Sevgi almak da almaktır.
Yardım kabul etmek almaktır.
Bir iltifatı reddetmeden kabul etmek almaktır.
Birisinin sizin için bir şey yapmasına izin vermek almaktır.
“Benim sana ihtiyacım var.” diyebilmek almaktır.
Destek istemek almaktır.
Dinlenmeye izin vermek bile bazen almaktır.
Ama bütün bunlardan önce alma-verme kendimizle başlar.
Kendimize sevgi vermek...
Kendimize şefkat göstermek...
Kendi ihtiyacımızı görmek...
Kendimize zaman ayırmak...
Kendimize değer vermek...
Bunlar da vermektir.
Ve sevgiyi kabul etmek, yardımı kabul etmek, dinlenmek, destek istemek ve ihtiyaçlarımızın karşılanmasına izin vermek de almaktır.
Peki sen gerçekten vermeyi mi seviyorsun?
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur:
Ben gerçekten vermeyi sevdiğim için mi veriyorum, yoksa almayı bilmediğim için mi sürekli veriyorum?
Birisi bana verdiğinde gerçekten alabiliyor muyum?
Borçlu hissetmeden...
Suçluluk duymadan...
Hemen karşılığını vermeye çalışmadan...
Ve eğer sürekli alan taraftaysam:
Ben vermeyi neden bu kadar zor buluyorum? Verdiğimde neyi kaybetmekten korkuyorum?
Son olarak belki de en önemli soru:
Ben kendimle olan ilişkimde almayı ve vermeyi biliyor muyum?
Çünkü hayat yalnızca vermekten ibaret değildir.
Yalnızca almaktan da ibaret değildir.
Almak ve vermek, Allah’ın yaşamın devamı için yarattığı dengenin iki tarafıdır.
Ve bu denge önce insanın kendi içinde başlar.
Sonra eşine, ailesine, çocuklarına, dostluklarına, işine ve hayatının geri kalanına yayılır.
Belki de huzurun, sağlıklı ilişkilerin ve insanın kendi hayatıyla barışık olmasının en önemli anahtarlarından biri burada saklıdır:
Denge ve esneklik.





Yorumlar