Alma-Verme Dengesi Bölüm 1
Alma–Verme Dengesi
Almayı Biliyor musun?
Almak ve vermek, insanın hayatını sürdürebilmesi için Allah’ın yarattığı bir dengedir. İnsan yalnızca vermek ya da yalnızca almak üzere değil; hem almak hem de vermek üzere yaratılmıştır.
Nefes alırız, nefes veririz. Besleniriz, üretiriz. Severiz, seviliriz. Destek oluruz, bazen desteğe ihtiyaç duyarız.
Hayatın kendisi bir alma-verme dengesi içinde devam eder.
Fakat bazen “almak” ve “vermek” kavramlarının kişinin zihninde sağlıklı bir şekilde tanımlanmadığını görürüz. İnsan bunun farkında bile olmadan yıllarca aynı döngülerin içerisinde yaşayabilir.
Alma-verme önce kendimizle başlar
Alma-verme yalnızca başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerde başlamaz.
İnsanın ilk alma-verme ilişkisi kendisiyle olan ilişkisidir.
Sevgi vermeyi bilen insanın kendisine de sevgi verebilmesi; sevgiyi almayı bilen insanın ise kendisine gösterilen sevgiyi kabul edebilmesi gerekir.
Kendimize şefkat gösterebiliyor muyuz?
Kendimize değer veriyor muyuz?
İhtiyaçlarımızı fark ediyor muyuz?
Yorulduğumuzda dinlenmemize izin veriyor muyuz?
Bir hata yaptığımızda kendimize anlayış gösterebiliyor muyuz?
İnsan kendisine sevgi, değer ve şefkat vermekte zorlandığında, çevresinden gelen sevgiyi almakta da zorlanabilir.
Bazen sevildiği hâlde sevildiğini hissedemez. Değer gördüğü hâlde bunu kabul edemez.
Bu nedenle alma-verme dengesi dışarıdan önce insanın kendi içinde başlar.
Almayı bilmemek
Bazı insanlar için almak neredeyse yok gibidir.
Vermek kolaydır ama almak son derece zordur.
Çünkü kişi geçmiş deneyimlerinden almayı; muhtaç olmak, yetersiz olmak, fakir olmak, güçsüz olmak veya birine borçlu kalmak şeklinde öğrenmiş olabilir.
Böyle bir insan birinden bir şey aldığında mutlu olmak yerine huzursuz olabilir.
Borçlu hisseder.
Suçlu hisseder.
Muhtaç hisseder.
Kendisini yetersiz veya yoksun hissedebilir.
Birisi ona bir şey verdiğinde hemen karşılığını vermek ister. Birisi onun adına ödeme yaptığında borcunu mümkün olduğunca çabuk kapatmaya çalışır. Yardım aldığında, karşılığında mutlaka bir şey yapması gerektiğini hisseder.
Çünkü mesele alınan şey değildir.
Mesele, almanın kişide oluşturduğu duygudur.
Böylece alma tarafı kapandıkça verme tarafı aşırı çalışmaya başlayabilir.
Çok verir.
Çok öder.
Çok üstlenir.
Çok yardımcı olur.
Çok fedakârlık yapar.
Alamamak bazen hakkın olanı bile alamamaktır
Bir danışanımla yaptığımız çalışma sırasında bunun çok çarpıcı bir örneğiyle karşılaşmıştım.
Danışanım ticaretle uğraşıyordu.
Kendi ödemeleri konusunda son derece hassastı. Aldığı malın veya hizmetin bedelini zamanında ve eksiksiz ödemek onun için çok önemliydi.
Yani verme ve ödeme tarafında son derece güçlüydü.
Fakat alma tarafında aynı denge yoktu.
Müşterilerinden alması gereken ödemeleri zamanında tahsil etmekte zorlanıyor, bazen parasını çok geç alıyordu.
Bir taraftan düzenli olarak ödeme yaparken diğer taraftan kendi alacaklarının zamanında gelmemesi, zaman içerisinde işindeki maddi dengeyi ciddi biçimde bozmuştu. Yaşadığı bu döngü onu ticari olarak çok zor bir noktaya kadar götürmüştü.
Daha da dikkat çekici olan ise şuydu:
Maddi olarak sıkıştığında kendisine çok yakın gördüğü birkaç kişiden destek alabiliyordu.
Çünkü bu insanlar onun zihninde sanki “başkası” değildi. Kendisinden ayrı görmediği insanlardı.
Çalışmamız sırasında ortaya çıkan önemli farkındalıklardan biri şuydu:
Kendinden kabul ettiğinden alabiliyor, fakat “başkası” olarak gördüğünden almakta zorlanıyordu.
Üstelik burada söz konusu olan karşılıksız bir yardım değildi.
Kendi emeğinin, sattığı malın veya sunduğu hizmetin karşılığı olan parayı almaktan söz ediyoruz.
Çünkü almak her zaman birinden bir şey istemek değildir.
Bazen almak, zaten hakkın olanı kabul etmektir.
Emeğinin karşılığını almak da almaktır.
Yaptığın işin ücretini istemek de almaktır.
Sana olan bir borcun ödenmesini kabul etmek de almaktır.
Birinin sana sevgi göstermesine izin vermek de almaktır.
Yardım istemek ve yardım kabul etmek de almaktır.
Bu farkındalık danışanım için kolay olmadı.
Çünkü yıllarca veren, ödeyen ve sorumluluklarını yerine getiren bir insanın bir gün durup:
“Ben aslında almayı bilmiyor olabilir miyim?”
diye sorması kolay değildir.
Fakat bazen değişim tam da böyle bir soruyla başlar.
Belki de hayatımızdaki mesele her zaman daha fazla vermeyi öğrenmek değildir.
Belki de artık almayı öğrenmemiz gerekiyordur.
Peki sürekli veren insan almayı öğrenmezse ne olur?
Bir gün şu cümleyi kurmaya başlayabilir:
“Ben herkes için bunu yapıyorum. Neden kimse benim için yapmıyor?”
İşte ikinci bölümde tam olarak buradan devam edeceğiz.





Yorumlar